26 Şubat 2013

güzel düşlerim vardı

Çoğu şeyi planlamıştım oysa ben. Her şey o kadar olacaktı ki kafamda; hiç düşünmemişim 'ya olmazsa' kısmını. Kendimi kocaman bir çaresizliğe hapsetmek istiyorum belki o zaman bütün bu yüklerden kurtulup sadece kendime acıyarak mutlu olabilirim.
Gözyaşım kursağımda kaldı benim. Denizin dalgası gözyaşım; martıların çığlıkları feryatlarım oldu. Belki bu yüzden sevmedim İstanbul'u. O kadar mutsuz bağırıyordu ki orada martılar. Kuşlar bile mutsuzsa kim mutlu olabilir orada bilmem.
bu türküyü çok dinlerim sanki yüreğimin sızısını severmişte ona kıyak geçermiş gibi. Dinler dinler dolarım ama bunu sen seçtin der ağlayamam.
Neden blog yazıyorum da günlük yazmıyorum diye düşünüyordum uzundur cevabını buldum. Ellerim kalem tuttukça hüzünleniyor, ağır ağır yazdıkça hislerimi yüreğim ağırlaşıyor; taşıyamıyorum...
Düşünmekle çözüm bulunmuyor hiçbir şeye. Keşke kedi kadar aklım olsaydı da ciğere dertlenseydim sadece...

25 Şubat 2013

dün

dün sabah neşeyle uyandım. En sevdiğim şeyi yapmaya gidiyorduk; dışarıda arkadaşlarla kahvaltı etmeye.
Bütün gün oldukça güzel geçti. Akşam olana kadar. ne oldu bilmiyorum ama çok kötüydü. Yaşadığım şey sonucu bir takım kararlar aldım. Akşam yazacağım bu kararları ve ters giden ne varsa düzelteceğim.
umarım faydası olur...

18 Şubat 2013

ne yapsam


Kararsızlık can alır; ötesi yok.
Uzun zamandır aklımda deli sorular... Çok şey olmak istiyorum mesela şef olsam diyorum bazen;
Bazen de acaba modayla daha mı çok ilgilenmeliyim diyorum. Sonra öğretmenlik en güzeli deyip başladığım yere dönüyorum. Çünkü karar almaktan korkuyorum ve kararsızlıkta boğulmayı tercih ediyorum.



12 Şubat 2013

kahvaltı kadar kıymetlisi yoksa eğer





  En çok kahvaltıları özlüyorum ablalarımla ettiğim. Uzun upuzun kahkahalarla dolu kahvaltıları. O yüzden de en çok kahvaltı hazırlamayı seviyorum.
  9-10 senedir yemek pişirdiğimi  fark ettim geçenlerde hiç saymak aklıma gelmemişti doğrusu. Geçen bu süre zarfında ilgi duyduğum mutfaklar oldu. Mesela fransız mutfağını okurken birden aklım ispanyol mutfağına kaydı. Şimdi öğrendiğim tariflerle hazırladığım çeşitli menüler var. Belki ilerde onlardan da bahsederim. Ama bu bir kahvaltı sofrası içerikli yazı olacak ona dönelim. 
peynir tabağına doğal yolla yetişmiş ve kurutulmuş meyveler bir de fındıklar ekledim.
bu da yaptığım içi muzlu pasta


martha nın kurabiyeleri


ekmek üstü pizzalar
   Kahvaltıyı sevmemin diğer nedeni de aynı öğünde hem tatlı hem tuzlu yiyebiliyor olmak. Ben misafirlerime ekmek üstü pizzaları ; martha stewart 'ın damla çikolatalı kurabiyelerini, cafe fernandonun harika fındıklı borwniesini ve canım arkadaşım (bu ismi ilk kez duyacaksınız) Joy' un ( mahlası bu olsun neşesinden ötürü) patatesli muffinlerini hazırladım.Ayrıca bir de pasta yaptım <3 Masa da ki neredeyse herşey doğaldı. Reçeller babamın topladığı annemin pişiridiği meyvelerdendi. Peynirler ananemin ablamın üretimiydi. Zeytinler eniştemin ve babasının el yorgunluğuydu. Ve nicesi :)
tabakların romantik dantel desenini kendimce aykırı hale getirmek için böyle bir servis hazırladım. kartların linkini hatırlamıyorum nereden buldum ama yılbaşı haftasıydı hem ona uysun hemde mutluluk olsun diye seçtim.
  Biraz göze batan bir görüntü olmasını seviyorum sofrada. Hem romantik hem abartılı hem de böyle tam benlik edgy diye ifade edilen sofralar seviyorum. Umarım saçmalamamışımdır :)


11 Şubat 2013

ne yaparım o zaman ben


ya hiç mutlu olmazsan sen
ya hiç bilmezsen sevilmeyi
ya hiç kalbin ağrımazsa heyecandan 
ne yaparım o zaman ben?

sanırım ilk kez şiir yazdım. Ben sen gül istiyorum. Benim ağlayarak yazdığım bu şiir güldürür belki seni ha? Ben şiir sevmem ya; kızarsın bana sende hani.
Ben sen gül istiyorum ağız dolusu kahkahaların gerçek olsun istiyorum. Mutluluktan sarhoş ol istiyorum ama sen kendine gülümsemeyi bile çok görüyorsun.
yazamıyorum boğazım düğümleniyor. Cancağızım beni sensiz bırakırsın diye aklım çıkıyor. Sakın ha gitme; yaşa! Sen bana lazımsın.


10 Şubat 2013

sana desem ki...

sana desem ki geçecek inanmayacaksın; dinlemeyceksin ve zaten anlamayacaksın. Hayat sana fazla geliyor şimdilerde anlıyorum aslında ne yalan söyleyeyim anlamaya çalışıyorum ama olmuyor. Çünkü bu kadarı fazla geliyor. ,
Herkes sevdi bir zamanlar unutyorsun. Kimisi battaniyesini sevdi; kimisi saçı başı parçalanmış bebeğini ya da tek lastiği kalmış arabasını. Sende seviyorsun şimdi bozuk bir oyuncağı ama farkında bile değilsin o battaniyenin koktuğunun; örülecek saçı kalmadığının bebeğin ya da o arabayı süremeyeceğinin. İki gözüm farkında değilsin ki sen görebilesin. Ne olursun hayat güzel yapma böyle.
Dinliyorsun ama duymuyorsun...
Cancağızım aç kalbini duy denilenleri. Sevmek yetseydi eğer; ne savaşlar kalırdı prensesler uğruna edilen ne yazarlar kalırdı ne de şairler uğruna can veren. Kimsenin göremediğini gör; meydanda olana değil saklı olana dön. Bilmediğin ne sırlar var yaşamaya değer. Her nefes bir mucize; seni bekler her çiçek kokmaya her kuş ötmeye her deniz çağlamaya... Duy seslerini ve yaşa...

31 Ocak 2013

hayal et yeter!

 


Bazen sadece düşlemen gerekir. Bazen de sadece yüzleşmen gerekir. Hepimiz hayallerimize sığındık yuvarlanıp gidiyoruz. Ahlar vahlar dilimize pelensenk olmuş; umarsızca sarfediyoruz. Ne istediğimizi bilmiyoruz hiç; hayal bu ya deyip geçiyoruz... ( bozuk plan sesi ) amma canim öyle kolay değil bu işler! Sen sen ol sakın hayal diye düşünüp imkansızı düşleme; çünkü ben seni iyi tbirim gözün hep yükseklerde, ulaşamadığın ciğerde, üfleyemediğin mumun dileğinde...
Canımcım o hayaller varya; birikir birikir dağ olur sonra da koca koca kayalar yuvarlanır kafana. Sen daha kafanı kaldırıp neler oluyor diyemeden enkazın altında 'sesimi duyan var mı' diye canını kurtarmaya çalışırsın.
İyi geceler öpsün seni mini miniler ♡